İran’dan Türkiye’ye Uzanan Başarı Öyküsü

O İŞİNE BİR ANKA KUŞU GİBİ AŞIK

1982 de İran-Irak Savaşının 2.yılında İran’da dünyaya gelen, ufaklığından beri çizim yapan ve savaş ortamında kendine oyuncak olarak renkli kutu kalemlerini ve A4 kâğıtları seçen Banu Anka’nın yaşam hikayesi bir filmin kareleri gibi.

İRAN’DAN TÜRKİYE’YE UZANAN BAŞARI ÖYKÜSÜ
Çocukluktan beri insanların portreleri ve yüz ifadelerine ilgi duyan, ilk portre çizimini canlı modelden 10 yaşındayken anneannesini çizerek gerçekleştiren Ressam Banu Anka, ‘’ Herhangi bir İran vatandaşı gibi şiir ve edebiyat ile yetiştim. Aynı yıllarda Hat Sanatı sertifikamı aldım ve Hat Sanatı hocamdan kamış kaleminin ve bu sanatın manevi değerini öğrendim ve ‘Bu sanatta sadece güzel yazmak değil, yazılan kelime, cümle, metin vs anlamı çok daha önemlidir. Bu yüzden; seçtiğin kelimelere çok daha özen göster’ sözünü hiç unutmuyorum. Bundan dolayı o yıllardan beri Hafız, Mevlana ve Şehnamenin şiirlerini yazmaya başladım. Sonraları aile baskısından dolayı lise ve üniversiteyi matematik bölümünde okumak zorunda kaldım. Fakat radikal bir kararla üniversiteyi ikinci yılında bıraktım ve kendi hayalimin peşinden gitmeyi seçtim. Tahran Güzel Sanatlar Resim Bölümünü kazanarak hayatımda yeni bir sayfa açmayı başardım. ’dedi.

ANKA; ‘’HAYATIM SAVAŞ ORTAMINDA GEÇTİ’’
Hayata dair zorlukları daha doğmadan önce başlayan Anka, ‘’İlk 6 yılım savaşta geçti. Sonrası, savaştan çıkan bir ülkenin halini bir çocuk olarak birebir yaşadım. İran hukuk sistemi kapsamında kadın olarak birey olmak zaten birçok insani haklardan mahrum olmak demektir ki bu İran’a has bir durum değil, genellikle Orta Asya’nın halidir. Güzel Sanatlarda lisans dönemimi bitirdikten sonra figüratif bir ressam olarak göçüp sanatımı başka bir ülkede var etmeyi hep istemiştim. O sırada Tahran’da eğitimciliğe başladım ve aynı yıllarda iki kişisel sergimi açtım. Fakat resimlerimi sergilemeden önce denetim amacıyla belli kurumlardan izin almak vs çok stresli ve üzücü bir süreçti. Bunları yaşarken artık gitmeliyim deme noktasına geldim. Türkiye’yi seçmemin sebebi kendi kültürüme daha yakın bulmamdan kaynaklıdır. İran’da bir kadın olarak zaten var olup kariyer yapman zorken, sanatçı ve kadın olmanın bir arada zorluğunu fazlasıyla yaşadım. Toplumda ilk bakışta ressam olduğumu ifade ederken saygı görmek dikkatimi çekmişti. İstanbul’un kendine has büyüleyici renkleri var, her semtinde başka bir hayat var. Ege’ye ve kıyı şehirlerine gittiğimde aynı renkliliği oralarda da gözlemleme şansım oldu. Bu çeşitlilik ve farklılıklar da sanatıma etki etmeye başlıyordu. ’dedi

ANKA; ‘’2 YILLIK ÖZ VERİ SONUCUNDA SERGİMİ AÇTIM’’
Zorlu PSM de geçtiğimiz gün sergi ile de yoğun ilgi görmesinden mutlu olduğunu belirten Banu Anka şöyle devam etti, ‘’Açmış olduğum sergim son iki yıl özverili ve yoğun çalışmamın bir ürünüdür. Teması, çocukluğumda yaşadığım travmadan başlıyor. 6 yaşımdayken İran-Irak Savaşı sırasındaki bombardımanda evimiz yıkıldı ve ben o sırada evde yalnızdım. Çöküntülerin altında kaldım ve evimizin yıkılan kapısının altında hapsoldum. ‘Kapı Arkası’ olarak adlandırdığım seride yaşadığım dramı estetize etmeye çalıştım. Aslında bir terapi süresi olarak düşünebilirsiniz. Bu savaşta gözlerim zarar gördü, bunun yanı sıra yetişkinliğe doğru giden yolda bu olaya karşı bakışım da çok değişti ve altında hapsolduğum kapının bana nefes alma alanı yaratarak beni koruduğunu anlamış oldum. Bu nedenle bu sergimin adı ‘Bakış’ olmuş oldu. Ben genelde bir proje olarak çalışıyorum. Bu yüzden bahsettiğiniz duygu ve düşünceyi projemin tasarım aşamasında yaşıyorum. Resimlerimi tuval üzerinde gerçekleştirmeden önce genellikle resmin bitmiş halini beyaz tuvalde görüyorum. Fakat bazen bunu resmin yapım aşamasında tamamen o anın akışı ve özellikle duygu durumuma göre de tamamen değiştirebiliyorum. ‘’dedi.
GÖZÜMÜ KAYBETME RİSKİ YAŞADI
Bakış sergisinin bir eserinde göz çizimini yaparken sağlık sorunları yaşadığına değinen Anka, ‘’Resim yaparken görme bozukluğu yaşadım ve öyle ki gözümü kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kaldım. 4 ay boyunca net göremedim ve ciddi bir operasyon geçirdim ve gözümün korneasına 12 dikiş atıldı ve o resim yarım hali ile şövalede duruyordu. Tek düşüncem o resmi bitirebilecek miyim? Düşüncesiydi, 4 ayın sonunda ancak net görebiliyordum ve resmimi bitirebildim. İstanbul’da yaşamaya başladıktan sonra, resimlerimin renk biçimi canlandı diyebilirim. Şu an baktığımda İran dönemimdeki resimlerim daha monoton duruyor. Ama şuan ki çalışmalarımda müthiş bir canlılık var. Türkiye ve İstanbul hayatıma, duygularıma ve eserlerime renk kattı desem doğru bir tespit olmuş olur. Ben de bir Türk vatandaşı olarak bundan mutluluk duyuyorum. ‘’ şeklinde konuştu.

Yazar: havadisturk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir